|
|
 |
 |
 |
 |
 |
Dereden Tepeden Dereliköy'den
Aysel Gürmen, Uçanbalık Yayınları, 2006, 104 s.
10+
Dereden Tepeden Dereliköy'den "savaş hiç olmasın, çocuklar ve anneleri ağlamasın" diye yazılmış öyküler toplamından oluşuyor. Farklı yaş grupları için yayımlanmış kırkın üzerinde kitabı olan Aysel Gürmen ilk kez anılarını paylaşıyor okurla. Geçmişte güzel günler de yaşamış bir göçmen o, Kıbrıs doğumlu. "Çocukluk anılarımı yazmaya bir türlü elim varmadı. Ben eğlenceli öykülerimle tanıyan okurlarıma savaşı anlatmak benim için zordu." diyor. Ve ekliyor; "6 Ocak 1964 yaşamımı keskin bir bıçak gibi ikiye böldü. Beni evimden, köyümden, sevdiğim insanlardan ayırdı. Korku, endişe ve yoklukla tanıştırdı. Kısacası; çocukluğumu elimden aldı."
Aysel Gürmen bir zaman trenine bindiriyor okurunu. Bu trende isyan ve kızgınlıktan çok hüzün var. Yazar çocuk gözleriyle görüp çocuk yüreğiyle duyumsadıklarını yine çocuğun dilinden aktarıyor.
Kitapta yedi öykü yer alıyor. İlk bölümün adı: "Bir varmış…" Bu bölüm yazarın yedi yaşına kadarki güzel günlerinden yüreğine ve yüreğimize sızanlar. Mesarga Ovası'nın kokuları, dört gözle beklenen turnalar, sırık fasulyelerinin hışırtıları öykülerden çıkıp yanıbaşınıza geliveriyor. Kişinin kendi tarihine dönmesi demek ülkesinin ve dünyanın tarihine dönmesi anlamını da taşır. Gürmen okuru da o tarihlere döndürerek okunmaya değer anılarını silinmez izlere dönüştürmeyi başarmış. İlk bölümdeki Abiyi- Biyi- Bi isimli öykünün, sevginin sıcaklığı ile kurulan insanlararası iletişimde başarıyı yakalama konusunda önemli iletileri olduğunu düşünüyorum. İletişim fakültelerinde incelenmesi, üzerinde konuşulması gereken bir öykü.
Kitabın ikinci bölümü "…bir yokmuş" yazarın tanığı olduğu, onu köyünden koparan anı öykülerden oluşmuş. Büyük acılar yaşamış Kıbrıslı bir Türk çocuğunun dilinde, yalnız onun yaşantısında değil, bir ülkenin tarihinde gezinti yapıyorsunuz. Bu öyle bir gezinti ki, her adımda dokunaklı ve derin düşüncelerle sarsılıyor okur. Bu acılı ülkedeki yaşantının kapısını çalmak yazarın serinkanlılığına bir kez daha alkış tutmayı gerektiriyor. Çünkü anı yazarken pek çok tehlike bekler yazarı. Gürmen bu tehlike taşlarının hepsinden başarıyla atlamış, anı öykülerini yazarken "edebiyat" yaptığını asla unutmamış. Kişilerin davranışlarından söz ederken onlara eşlik eden duyguları anlatmaktansa, okurun hayal gücüne bırakmış, kendi görsel tanıklıklarını ön plana almayı başarmış. "Rum okulu ve Şaguri'nin evinin bahçe duvarı arasınd akalan patikada tek sıra olarak yürüyorlardı. Patikanın sonuna yaklaşırken en önde yürüyen Hüsniye aniden durdu ve arkadakilere 'Oturun! Sesler geliyor yoldan,' diye fısıldadı. Hepsi birden oldukları yere çötüler ve emekleyerek asfalt yolun kenarına kadar gittiler. Yol kenarında büyüyen otların arasından yolu izlemeye başladılar. Yolda silahlı yabancılar kol geziyordu." (s, 96)
Öykülerin kronolojik bir sıra izlemesi genç okurun kitapla iletişimini kolaylaştırmış. Yazar, çocukluğunun evlerini, odalarını, çevreyi anlatırken o dönemde Kıbrıs'ta nasıl yaşandığı konusunda önemli ip uçları da veriyor. Harup ağacı, hellim gibi Kıbrıs kültürüyle ilgili sözcüklerin öykülerde dengeli kullanımı sayesinde, o kültüre yabancı okur da kurgudan kopmuyor, tam tersi merak duygusu körükleniyor.
Dereden Tepeden Dereliköy'den, akıcı dili, ilginç öyküleri, şiddete ve savaşa karşı duruşuyla bütün sıradanlıkları aşmış; iyi bir okumaya davet çıkaran öyküler toplamı.
|
|
 |
 |
 |
 |
|
   |
|